sevdam.net

Anasayfa | Reklam | İletişim | Üyeler | Sık Kullanılanlara Ekle | Giriş Sayfası Yap | sevdam.net

Alfabetik Listeleme

0-9 A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z TÜMÜ

yeşil çınar ve zeytın gozlu çocuk

    O yıl yine bahar gelmeden önce düşmüştü cemre, hem de ateş koru gibi bir sıcaklıkla. Havadan sonra suya da düştü. Su da hava gibi ısınmaya, daha bir güzel olmaya başladı. Cemre havanın güzelleşmesini, suyun ısınmasını ve toprakta gizlenen bütün çiçeklerin, ağaç fidanlarının, canlıların uyanmasını müjdeledi. Bir muştu oldu canlı cansız varlıklara.

    Bahar, toprağa cemre düştükten sonra geliverdi dağlara, ovalara, kırlara, köylere, şehirlere… Önce kardelenler, nergizler kaldırdı bükülmüş boyunlarını gökyüzüne, ardından frezyalar, kırkkaranfilleri, kırkkanatlılar, güller baygın kokularını yaydı etrafa, renk renk ışıklarını aksettiler sulara. Sonra binbir kokuyla doldu her yer. Zeytin gözlü bir çocuk gülümsedi karlar erirken, dağlara doğru yürümeyi geçirdi içinden. Dağlardan ovalara doğru koşmayı.

    Kuşların daha bir neşeli öttüğünü, neşeli uçtuğunu gördü gökyüzünde. Derelerin daha bir sevinçle, çoşkuyla aktığını… Kalbi umut ve sevinçle çarptı o an. En soğuk sözler bile yumuşayıp inceldi, eridi yüreğinde. Sevdiklerini anımsadı. Yaşlı çınarı, dallarında yuva yapan ve sevinçle kanat çırpan minik minik kuşları…

    Güneşli bir güne açmıştı gözlerini zeytin gözlü çocuk, pırıl pırıl bir ilkbahar gününe. Derin bir ilkbahar kokusunu ciğerlerine çekerek koştu yemyeşil çayırlarda, çiçek desenli kırlarda. Gülen gözlerle baktı sevgi ve dostluk kokan yaşlı çınara. Rüzgar dağlardan ormanlardan kırlardan topladığı bütün çiçek kokularını sanki alıp buraya getirmişti. O sıcacık sevgisini, ulu bedenine tutsak etmiş çınar, zeytin gözlü çocuğun dostluğunu canevine dalga dalga sürüklerken. O küçücük yüreğinde dağ gibi kederini büyüten ve dallarının altına sığınıp gizli gizli ağlayan, hülyalarına kara bulutlar düşüren çocuk o değildi sanki.

    Şimdi sevinçliydi yüzü gözleri gülüyordu… Bahar gülüyordu. Sular, dağlar, bütün dünya gülüyordu onunla sanki….Bir şarkı vardı dudaklarında, sevinç ve neşe dolu, her yer çınlıyordu sesiyle. Bir yıldızı vardı şimdi, gecelerini ışıtan bir yıldız. Bir bulutu vardı şimdi, bembeyez geçip giden üstünden, kar gibi, rüzgar gibi. Bir sevgisi vardı şimdi, her anışta içinde çoğalan, hep içinde kalan öylece. Bir mevsimi vardı şimdi, gülümseyen, bütün güzellikleri saklayan içinde, bir ümit, bir ses, bir ışık, bir heves gibi. Bir yeri vardı şimdi, ıssız bir ada, bir dağ, bir deniz kıyısı gibi, belki herkese uzak; ama kalbine en yakın yer…

    Birgün düşüncelere daldı yaşlı çınar. Çünkü içten içe bağ kurduğu, hergün yolunu beklediği, yalnız kalınca kendisiyle konuştuğu dert ortağı, zeytin gözlü, tatlı sözlü arkadaşı gelmiyordu artık: Şaşırdı. ‘Her gün gelirdi’ diye düşündü çınar. Günler geçip gidiyordu, belki hastalanmıştır diye avuttu kendini. Ama her dakika yerini ümitsizliğe bırakan bir oyundu sanki. Günler usul usul geceye, geceler usul usul gündüze akıp gidiyordu. Ne zeytin gözlü çocuk vardı ortalarda, ne de kendisinden bir haber. Hâlâ ne olduğunu düşünüyor ama bir türlü yanıt bulamıyordu.

    Birden durup sessizliği dinlemeye başladı, ürperdi. Rüzgar dallarını salladıkça inliyordu. ‘Neredesin, seni çok özledim, tatlı sözlerini de’ diye bir ah geçirdi…Hasta değilsin ya, istersen sana bir demet kızıl karanfil yollarım.

    Günler böylece geldi geçti, geceler sabahları soluyarak uzaklaştı yanından. Hergün zeytin gözlü çocuğun yolunu gözledi. Ümitsizliği hergün biraz daha artıyordu. Hergün bir sürü insan gelip geçti altından, kuşlar kelebekler uçtu çevresinden. Ama o yalnızlık çekiyordu. Issız bir çöldeymiş gibi. Susuz, kimsesiz, dağı yeşilliği olmayan alanda kavruluyordu. Oysa çevresi kuşlarla, ağaçlarla, yeşilliklerle doluydu. Ama o onların arasında kendi başına kımıltısız, mutsuz ve yalnızdı.

    Birgün yine etrafındaki sessizliği dinlemeye başladı. Ürperdi, damarlarındaki kanı donmuş gibi, bütün dalları yaprakları fırtınaya tutulmuşcasına titredi. Her şey aynıydı halbuki. Güneş, gökyüzü, kuşlar, rüzgar hep aynıydı. Aylar geçmişti zeytin gözlü çocuk hâlâ ortalarda yoktu, gelmiyordu. Umudunu kaybediyordu yavaş yavaş... ‘Umudumu kaybettim ya, umut her şeydir. Kırgınlığım kızgınlığım işte o zeytin gözlü çocuğa, giderken yanında götürdü umudumu. Umudum benim yaşamak nedenimdi, yaşamak sevincimdi’ diye sitem etti içinden. Sararmaya koyuldu yaprakları, soğuyordu koca gövdesi gitgide, üşümeye başlamıştı, ürperiyordu… Yollara baktı uzun uzun… Bomboş geldi her şey. Şehir bile… hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı… titredi koca çınar. Ürperdi, yaprakları tiril tirildi, ince bir duyguyla savuruyordu yapraklarını, yaprakları dinmez gözyaşı oldu aktı derelerde, ıssız ovalara, kırlara şehirlere doğru...

    Karlar yağdı, eridi. Sonra leylekler döndü yuvalarına, kırlangıçlarla süslendi gökyüzü. Deniz dalgalandı, toprak menekşeler hediye etti çocuklara. Yıldızlar kaydı, ayvalar sarardı. Zeytin gözlü çocuk gelmedi.

    Çocuklar büyüdü, erguvan dudaklı gençkızlar beyaz duvaklara büründü. Evlerde her akşam lambalar yandı, lambalar söndü. Ay yeri göğü süslerken, sevgililer buluştu gizlice gür dallarının altında, saatlerce yan yana oturdu. Onlar kah susarak, kah sarılarak konuştu. Çınar gördü tüm bu oldu bittileri, sevgi dolu fısıltıları dinledi. Yıldızlar ışıklarını gönderdi. Zeytin gözlü çocuk gelmedi…

    Yine umuda yöneltmişti yüzünü dağlar, havaya, suya ve toprağa cemre düşeli epey olmuştu. Dağlarda kardelenler, ovalarda erik ağaçları, şehirlerde papatyalar bir sevinçle açıverdiler. bahçe - çiçek. börtü böcek ısınsın diye tepelerine dikildi güneş. yer-gök, çocuklar şenlensin, bütün ağaçlar bitkiler yeşersin diye.

    Bulutlar inip döneniyordu çınarın başında, göğe yükseliyordu. Sonra yağmur olup, gözyaşı gibi tekrar damlıyordu dallarına, yeşersin diye. Bahar dallarına rüzgarını vuruyordu, damlalar yapraklarına cansuyu olsun diye.

    Bir daha hiçbir bahar yeşermedi yaşlı çınar. Damarlarındaki can suyu çekildi. Dalları gövdesi kurudu. Artık kuru bir odun parçasından farksızdı…

    Aradan çok uzun bir zaman geçmişti. Birgün koca bir adam geldi Hollanda’dan, zeytin gözleriyle baktı uzun uzun baharında eylülü yaşayan kanadı kırık bir kuş gibi çırpındı, kalbini hüzünle dağladı, ağladı hülyalarına siyah bulutlar inmişcesine… Bir demet kızıl karanfil bıraktı çınarın koynuna, gülümsedi içi burkularak kurumuş yaşlı çınara, eğilip kulağına fısıldadı ‘seni seviyorum’ dedi…



    YAŞLI BİR ÇINARIM



    Ben dalları fırtınalarda kopmuş

    yaslı ve yaşlı bir çınarım

    binlerce acının ortasında yorgun ve yalnız



    alnı gül işlemeli günler getir bana ey çocuk

    hülyalı gülüşler

    gözlerinle görmek istiyorum sabahı

    dünyayı yüreğinle sarmak istiyorum

    umutlu ve şen



    ne zemheriler gördüm ben

    ne fırtınalar geçirdim

    çağının ışığıyla yak beni

    çağının ışığıyla sar, üşüyorum



    gövdemde kaç balta izi var

    kaç kan lekesi alnımda

    nice ihanetler gördüm ben

    nice zulümler



    üşüyorum

    alnı gül işlemeli baharlar getir bana

    umudu sevda kokan sabahlar

    gözlerinle görmek istiyorum yarınları

    dünyayı yüreğinle sarmak istiyorum



    pınar seslerine kat

    başak tanelerine koy

    arıt beni günahlarımdan

    lekesiz bir sevgiyle geçilir ancak ırmaklar

    kocaman bir yürekle ey çocuk

    beni yüreğinle sev, gözlerinle okşa

    bırakma ellerimi n’olur

    Bırakma ellerimi…

Detaylar

  • FaceBook'ta paylaş
  • FaceBook ta paylaş
  • Ekleyen : canısı
  • Okunma Sayısı : 1681
  • Yorum : 1
  • Tarih : 16.12.2008
  • Sonraki Siir:
  • KUYU
reklam

Etiketler:

Yorumlar Yorumlar Yorum Ekle

Bu siire yorum yapılmamış yada yapılan yorumlar onay bekliyor.!

Facebook'ta bizi bulun