sevdam.net

Anasayfa | Reklam | İletişim | Üyeler | Sık Kullanılanlara Ekle | Giriş Sayfası Yap | sevdam.net

Alfabetik Listeleme

0-9 A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z TÜMÜ

ByHeadBanger`dan Seçmeler

    Böyle Sıkıntılı Anları Bilirmisin?
    Sen böyle sıkıntılı anları bilir misin? Ondan başkasını düşünemediğin ve yine onun üzüntüleriyle hüzünlendiğin anları. Hani şu bütün işleri bitirip dinlenmek için televizyonun karşısına uzandığınde ya da geceleri tam uyuyacakken aklına geldiği için bir türlü uyuyamadığın sürekli yatakta dönüp durduğun anları. Elinden bir şey gelmediği için sıkıntın daha da katlanır. Bir sigara yakmak istersin çakmak ararsın ama bulamazsın ve bir küfür savurursun ortaya sebepsiz. Bir ekmek almak için bile evden çıkmaya üşenen sen sadece bir ateş için evden çıkarsın ve yol boyunca aklında hep o vardır. O, sen ve o büyük sevgin...
    Hiç yalnız bırakmaz seni hayallerin hep hayaller kurarsın. Eğer ölsem üzülür mü diye ya da acaba bir kaza geçirse hastanede yanına gitsem ağlasam onu ne kadar sevdiğimi anlar mı diye. Sonra onun o sözleri gelir aklına “Şizofrensin sen bırak artık peşimi ya!..” ve hayal kurmayı bırakarak bir tövbe edersin böyle günleri yaşamamak için. Sigaranı yakarsın ve her nefeste sanki onu içinde hissedermişçesine içine taa derinlere gitmesi için derin derin çekersin dumanı. Ve başın dönmeye başlar, gözünden bir damla yaş akar onu sadece hayallerinde yaşayabildiğin için kendine lanet okursun.
    Onu aramak istersin, sesini duymak, seni seviyorum demek… Telefonu eline alırsın tam ara tuşuna basacaksındır ama olmaz… O cesareti kendinde bulamazsın hayallerin sana daha güzel gelmektedir. Onun sana vereceği cevaptan korkarsın yada hakaret etmesinden çünkü hayatın onun iki dudağı arasından çıkan sözlerle şekillenmektedir. Bir günaydın sözü bile seni dünyanın en mutlu insanı ederken işim var sonra konuşalım bahanesi kendini dünyanın en bedbaht insanı hissetmene yeter… Onu herkesten kıskanırsın en yakın arkadaşlarından bile… Ve dayanamayıp o arkadaşlarıyla adam gibi konuşmandan dolayı sana kızar, kalbini kırar… Bazen sinirlenirsin çektiğin o acılardan onun da tatmasını istersin. Türlü oyunlar yapmaya çalışırsın ona ama olmaz. Gönlün el vermez bir yerde kestirip atarsın onu üzemezsin o senin canındır ona kıyamazsın…
    Kimse anlamaz seni; onların tasvir ettikleri aşk başkadır. Kendileri aşkın ne olduğunu bilmediği gibi bu sevginden dolayı seni ya Mecnun’a benzetirler yada ap-tala… Ama sen onları pek takmazsın aklın hep ondadır. Bazen rüyanda beraber el ele geçirdiğiniz bir günü hayal edersin ve uyanmak istemezsin, okula geç kalırsın. Müdür yardımcısı sorar niye geç kaldın diye; açıklayamazsın ki. Nasıl anlayacak o senin aşkını. Veya şöyle sorayım nerden bilecek o “Aşk”ı.
    Ve o gün gelir onun doğum günüdür. Hediye alamazsın ona çünkü kabul etmeyeceğinden korkarsın. Sabahlamaya ve onu düşünmeye karar verirsin. Birden aklına mesaj atmak gelir saate bakarsın 00:00. Tam sırası diyerek şu mesajı yazarsın; “ Belki rahatsız ediyorum ama doğum gününü ilk kutlayan ben olmak istedim. Nice mutlu yıllara. Tatlı rüyalar”. Ve sabaha kadar onu düşünürsün aşk şarkıları dinleyerek hep bu şarkı tam da beni anlatıyor diyerek.
    Şimdi soruyorum sen böyle sıkıntılı anları bilir misin?


    Bazen

    Bazen kıyıda yorgun bir tekne gibi hissederiz kendimizi,
    Bazense dev dalgaların ortasında çaresiz bir sandal.
    Hayat bazen o kadar acımasız olur ki yaşayana,
    Gelecek korkusu nefes almaktan bile vazgeçirir dar zamanlar da...
    Yinede umuda dair bir tohum beslemeliyiz içimizde,
    Umudun adını koyamasakda, içimizde oralarda bir yerlerde olduğunu bilmek güzel.
    En zor zamanlarında, dalgalar çarparken her yanına,
    Bir kaya edasıyla tutunursak yaşama,
    Bizi hiç bir güç alıkoyamaz, hayat yolundaki başarılarımızdan.
    Dün, bugün düşünürken yaşamın adaletsizliğini,
    Bırakıp her şeyi geride sarılırsan dört elle sevdiklerine,
    Sana vereceği hediyesi kalbinin ve cesaretinin,
    Sadece bir umut parçası ile başladığını anlayacaksın.
    Unutma o senin içinde, başka bir şeye ihtiyacın yok...

    Bu yazı sadece biraz umuda ihtiyacı olan sana...


    Hayatın Anlamı Nedir Sevgilim?
    Sevdiğim, bazen insanlar düşünürler, `Hayatın anlamı nedir` diye... Bunu zaman zaman bende düşünüyorum.. En azından seni tanıyıncaya kadar düşünüyordum. Gerçeklerin acı olduğunu ve bu yüzden biberin gerçek olduğunu anlatan espriyi hatırladım birden.. Halbuki biberler tatlıdır. Zira hayat sanıldığı kadar acımasız ve `acı` değil.
    Sadece hayattaki tadı alabilmeli, kendi istediğin gibi yaşayabilmelisin. Çevrenin ne diyeceğini umursamadan. Çünkü sen yaşayamadıkların ile ölüp gittiğinde çevrenin sana bir yardımı olmayacak..
    Kendini özgür bırak, ne hissediyorsan onu yap. Eskilerin yaptığı gibi `Yapman gerekeni yapma`. Bırak duygularını perdelemeyi, bırak ırmaklar gibi coşsun. Sevdiğinin elini tutarken yaşadıklarının yanlış olduğunu düşünüp hayıflanma, bırak o sevgi tüm benliğini sarsın. Eğer onun gerçekten aradığın olduğuna inanıyorsan, sım sıkı sarıl ona, onu yaşa, onu bırakma.
    Günün birinde belki anlarsın ne kadar sevdiğini
    ne kadar sevebileceğini, ne kadar sevildiğini ve ne kadar sevilebileceğini...
    Ama iş işten geçmiş, sevgilin, seni seven gitmiş, yitmiş olabilir. İşte o zaman üzülme vaktidir. Yerli yersiz ağlama vaktidir. İşte o zaman çevrene dönüp `Şimdi ne yapacağım` diye sorma vaktidir.
    Alacağın cevabı sana söyleyeyim:`Bilmiyorum` diyecekler. Ben biliyorum oysa, sende biliyordun.. Hep bildin zaten, ama öyle olamadın.
    Ama artık sende biliyorsun, biliyorsun ki en azından bir kez gerçekten sevildin, karşılıksız, çıkarsız, menfaatsiz sevildin.
    Ve yine biliyorsun ki bu sevgi bitmeyecek... En azından ben bitene kadar...!!!



    Aşk Yalandan Bir Oyuncak Olmuş
    Artık insanın karşı cinse hissettiği en ufak bir yaklaşımın adı aşk olmuş. Köhne düşünceler içindeki bilinçsizler, hissettiği duyguları bile dillendiremezken, bu kadar kutsal bir duyguyu kirletir oldular.
    Aşk bu kadar basit bir olgu değlidir, sadece yürek acısı ve göz yaşları ile ifade edemeyiz aşkı, onun kendi sorumlulukları ve tanıları var.
    Aşk, sadece üç noktadır gerisi boş
    ...


    Seni Haykırabilmek
    Bir bahar akşamı yol kenarı biten papatyalara sordum seni..
    Hayır.. Yanlış yaptım. Bilemediler ismini.. Yazık.. Gecelere yazık.. Seni anlatmakla kurumuşken kalemimin mürekkebi, çöldeki serap gibiymiş. Rüzgar esti, bitti gitti...
    Dediler bana ya o bilir mi seni? Ben beni bilemedikten sonra bilse ne değişir ki?.. Gökteki yıldızlar bilirler mi birbirlerini. Ben de o yıldızlardanım seni bildim bileli...
    Bu kadar dert niye?!.. Kır kalemi, çek tetiği, geçmişe göm herşeyi.. Kalanlar tabut olsun eskiye. Yazdılarım kefeni.. Ört gözlerini unut gitsin maziyi...
    Yeterli mi peki, pes etmek mi? Asla.. Gel zincirle kalbimi acıların içinde çürütsün bedenimi.. Oluk oluk aksın kanım, esas böyleyken haykırabilmeli seni


    Mümkün Olsa
    Hatırlamak istemiyorum seni

    Acı veriyor yalnızca varlığın bana

    Seni de o karanlık sokaklarda bırakmak istiyorum

    Tıpkı hayallerimi bıraktığın gibi

    Yalnızca ağlamak istiyorum

    Yokluğuna ağlamak

    Ve seni unuttuğumu herkese duyurmak

    Gözlerini unutmak istiyorum

    Hep kendimi gördüğüm o gözlerini

    Çaresizken bana yalvaran gözlerini

    Unutmak istiyorum

    Beni sevdiğini söyleyişini

    Unutmak istiyorum ben de

    Tıpkı senin gibi

    Hani bir mümkün olsa

    Keşke kalemim de kırılsa

    Yazmasam bunları da

    Belki o zaman unuturum ya

    Ama hayır

    Seni unutmak sensiz olmaktan zor

    Ben unuttum bile seni

    Ama bu gözler niye ağlamakta

    Ya bu eller, bu eller ne yazmakta

    Geceler neden kabus öyleyse

    Unutamadım mı yoksa seni

    Gitme diyen sen değil miydin oysa

    Sen giderken benim dediğim gibi

    Bilmez miydin sanki seni sevdiğimi

    Sevmeyi bile geçtiğimi

    Unuttun ki ne unuttun

    Tıpkı sana da aynısını yapmak istediğim gibi..




    Ölmedim mi?
    Yoklugunda ne atesleri hasretimle yaktim da
    Bir seni yakamadim, beni yaktigin gibi
    Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
    Sense araya korkular koydun.
    Yasaklar koydun...
    simdi nerdesin diye sakin sorma
    Sen cagirdin da ben gelmedim mi?

    Sen varken darilmazdim çiçeksiz baharlara,
    Yagmurlu havalara...Bu kasvetli aksamlara
    Sen varken
    Bakip içlenmezdim tren istasyonlarina
    Otobüs duraklarina...
    Sen varken ayrilanlara aglamazdim...
    Yikilmazdim biten sevdalarin ardindan
    Gidenlere küsmezdim
    Kalanlara acimazdim...
    Sen varken böyle üsümezdim-titremezdim
    Masumdum, çocuklar gibi
    Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
    Hele ölmeyi hiç düsünmezdim.
    simdi soruyorum sana
    Adi sevdaysa bu cehennemin
    Sen yaktin da ben yanmadim mi?

    Biliyorsun
    Bütün acilarina `yesil isik` yaktim olmadi
    Bütün korkularina`arka çiktim`olmadi
    Daglara merdiven dayadim olmadi
    Haziranda kar oldum yagdim avuçlarina olmadi
    Sevdim olmadi -yandim olmadi-taptim olmadi
    Artik benden pes
    Bu askin biletini istedigin gibi kes
    Nasilsa gidiyorsun
    Biliyorum git...
    Ama ardinda
    Aglayan bir çift göz
    Paramparça bir yürek
    Ve yikilmis bir dag görmek istemiyorsan
    Çek silahini-daya sirtima
    Titrersem namerdim...
    Sen vurdun da ben ölmedim mi?


    Önce Bakışlar İle Başlar
    önce bakışlar ile başlar uzun bir süre bu şekilde devam edersin , günler geçdikde bakışların derinleşir kalbine inmek istersin , ama ulaşamazsın ... çünkü ne o seni tanıyor neden sen onu ... belki efkarlanırsın yerli yersiz kıskançlık krizlerine girersin , belki onu görme umudu seni hayata bağlar belkilde hiç etkilenmez `boşver taş kalbim unut gitsin` der susarsın ... ama bu suskunluk uzun sürmez , yine yeniden onu gördüğün zaman kalbin pır pır etmeye başlar , hani sen onun gözlerine bakıyorsun olurya bide o senin gözlerine takılırsa , işte ozaman dünyalar senindir demekdir , belki de platonik liğin büyüklüğüdür bu...
    demişdim ya önce bakışlar başlar bütün masumiyeti ile ...

    sonra kelimelerin ve harflerin bir bir boğazına düğümlenirde konuşamaz nefes alamazsın onu görünce , adeta can çekişirsin bir kelime söyleye bilmek için oysa okadar basitti ki `seni seviyorum` demesi , ama beceremezsin, korkaklığının esiri olmuş bir şekilde buna red edilmenin korkusunda eklenince o düğümlenen kelimeler seni boğarya, nefesin kesilir... yan etkisi olsa gerek ...

    haftalar geçtik ce günün anlam ve öneminin dışında olduğu halde bir `merhaba` yada bir `günaydın` diyebilmek için , yada sadece maksat seninle 1-2 kelime konuşmasını sağlamak tı , hiç tanımadığın ama yavaş yavaş körkütük aşık olamaya başladığın kız ile...
    deliksiz uykuların artık bir yerinden salı veriyordu bütün rahatlığını, uykusuz gecelere merhaba deme vakti gelmiş di , çünkü koca oğlan sen aşık olmaya başlamıştın. hemde adını bile bilmediğin bir kıza...
    Hafta sonları etkinliklerin azalır her daim onu düşünmeye başlarsın , kendince kafandan binlerce tanışma senaryosu uydurur ama hep sonunda tanışamazsın , en güzel bayan isimlerini seçerisn ona...
    yine bir pazartesi sabahını beklersin bütün stresine rağmen onu görmek için bu günü beklersin ...

    `-İşte karşıdan geliyor, bir günaydın mı desem yoksa bir merhaba mı , acaba terslermi ? yok yok en iyisi yarın söylerim cesaretimi toplıyım , yoo yoo ya yarın göremezsem ... neyse koca oğlan sıkma kendini nede olsa konuşamayacaksın ...` der yine içine atarsın ve sadece gözlerine bakmak ile yetinirsin...

    kesişme noktasına geldiğin an son bir can havli ile bir `merhaba` ses tellerinden uçucak gibi olur ama dudakların mühürlenmiş izin vermiyor buna , yutkunmak ile yetiniyorsun .. ama olsun bugünde gördün onu

    uyan artık heh ne dersin ?



    Seni Sordum
    Mavi okyanusların koynundaki her inciden
    Mehtabın denizi boğduğu derinliklerden
    Gökyüzünün başıboş bulutlarının her birinden
    Ormanın şarkılar söyleyen bülbüllerinden
    -Gözüm yaşlı kalbim kırık seni sordum
    Mevsimlerin en güzel günlerinden
    Çiçek bahçelerinin kırmızı güllerinden
    Parklarda cıvıl cıvıl oynaşan çocuklardan
    Sokaklardan geçen insanlardan
    -Gözüm yaşlı kalbim kırık seni sordum
    Sonbaharın dökülen solgun yapraklarından
    Kışın ılgıt ılgıt yağan karlarından
    İlkbaharı müjdeleyen çiçeklerden
    Yazın sensiz geçen her geceden
    -Gözüm yaşlı kalbim kırık seni sordum
    Geceleri gökyüzünde avare gezen yıldızlardan
    Karanlığı delen sabahın aydınlığından
    Denizlerden geçen her gemi ve sandaldan
    Martıların attığı çığlıklardan
    -Gözüm yaşlı kalbim kırık seni sordum
    Beraber oldğumuz anılar ve hatıralardan
    Konuştuğun her canlı cansız varlıktan
    Kalbimdeki en temiz sevgi pınarından
    Senden başkasını düşünmeyen aklımdan
    -Gözüm yaşlı kalbim kırık seni sordum

Detaylar

  • FaceBook'ta paylaş
  • FaceBook ta paylaş
  • Ekleyen : canısı
  • Okunma Sayısı : 1158
  • Yorum : 0
  • Tarih : 26.11.2008
  • Sonraki Siir:
  • BEN NASIL DELİ OLDUM
reklam

Etiketler:

Yorumlar Yorumlar Yorum Ekle

Bu siire yorum yapılmamış yada yapılan yorumlar onay bekliyor.!

Facebook'ta bizi bulun